Peygamber
diyarında vakit edalı bir şekilde ilerlerken, iftar hazırlıkları
başlar. Ziyaretçiler Peygamber misafiri olduklarından, bayram yerine
koşan çocuklar misali şerefli sofraya doğru yol alırlar. Mescid-i
Nebevi’nin bahçesi de hakikaten bayram yerini andırarak, bu misali
doğrular.
Rasul-i Ekrem (s.a.v) “Ramazan ayı ümmetimin
ayıdır” buyurmuş ve bu kutlu ayın vesilesi ile kurtuluş müjdesini
vermiştir. Yani ramazan; Müslümanlara manevi hediyelerin sınırsız
dağıtıldığı, şeytanın zincire vurularak ümmetin Allah’a yakınlaşmasının
kolaylaştırıldığı, her iyiliğe kat kat sevap verildiği, af için ufak bir
bahane arandığı, müminlere tanınan en ayrıcalıklı ay kılınmıştır.
Bunca
nimete sebep kılınan bu ayı en güzel nasıl karşılarız? Sorunun cevabı
için Ceziyret-ül Arab’a, sevgilinin şehri Medine’ye, Peygamber diyarına
bir yolculuk yapalım. Nurlu şehirde yaşanan ramazan atmosferine dahil
olmaya cennetten yansıma bir vakit olan ikindi vaktiyle, orta namazla
başlayalım.
Müminin miracı olan namaz, Mescid-i Nebevi’de
Rasulullah’ın (s.a.v) ruhaniyetinin gölgesinde daha bir itinayla
kılınır. Medineliler kılınan bu namazlarla sevgilinin peşi sıra bir bir
miracı dilerler Yüce Yaratıcı’dan. Namazın ardından elleri semaya
kaldırarak, şükredip hamd ederler. Bu hamd-ü senalara karşılık olmalı
ki, kalpler huzurla dolar.
Peygamber diyarında vakit edalı bir
şekilde ilerlerken, iftar hazırlıkları başlar. Ziyaretçiler Peygamber
misafiri olduklarından, bayram yerine koşan çocuklar misali şerefli
sofraya doğru yol alırlar. Mescid-i Nebevi’nin bahçesi de hakikaten
bayram yerini andırarak, bu misali doğrular. İnsanlar mütebessim
çehreleriyle birbirlerine sadakalar dağıtmış olduklarından habersiz; o
gün Rezzak olanın takdir ettiği rızıktan ne kadar pay alacağı endişesine
düşmeden kutlu Nebi’nin (s.a.v) bahçesindeki iftar sofrasında yerlerini
alırlar.
Doyma endişesinden uzak
Mescid-i
Nebevi’nin avlusundaki iftar sofraları uzunca serilen muşambalar
etrafına genç-yaşlı, zengin-fakir fark etmeksizin oturularak şenlenir.
Ezan-ı Muhammediye’nin okunmasına 10-15 dakika kala rızıklar dağıtılır.
Sebillerle zemzem sunulur; yemek ise sünnet üzere hurma, yoğurt, ekmek
ve dukka adında Allah Rasulü’nün yoğurt üzerine ekip yediği baharattan
oluşur. (Dukka, yoğurdun gazını alarak vücuda rahatsızlık vermesini
engelleyen bir baharat…) Ardından, evlerimizdeki iftar sofralarında on
çeşit yemek bulunduğu zamanlarda dahi duyulan doyma endişesinden uzak
bir bekleyiş başlar.
Müminler, Allah Rasulü’nün buyurduğu gibi
“oruçlunun iftar anındaki iki sevincini” bir arada yaşarlar. Ezana
saniyeler kala Rabb’e kavuşma sevincini hayal ederken, güzelim ezan
okunmaya başlar ve gönüllerin pası silinir. Güneş guruba kaysa da, nurlu
şehir daha da aydınlanır. Bu esnada dudaklar farklı kelimelerle
kıpırdasa da kalpler aynı duada birleşir. Ve ertesi gün yeniden kavuşmak
üzere, Allah’ın adıyla o günün orucu uğurlanır. Oruçlar açıldıktan 15
dakika sonra sofralar toplanır. Medine imamı, Bilal-i Habeşi tonuyla
namaza hazırlar Müslümanları. Çok yemenin verdiği rehavetten uzak,
Âlemlerin Rabbi’nin huzuruna durulur.
Namaz sonrasında müminler,
birbirleriyle kaynaşıp hasbıhal ederler. Her birinin ayrı derdi olmasına
rağmen tasalarını unutarak, ibadette yarışmaya çalışırlar. Bu tatlı
yarışın ardından yatsı vakti girer ve teravih için yeniden Peygamber
mescidinde buluşulur. Namaz içersinde tane tane okunan Kur’an’ın anlamı
düşünülür. “Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin
huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?”
(Mufaffifin, 4-6) mealindeki buyruğa varınca, yere yıkılana kadar
ağlayan, okumaya devam edemeyen İbn Ömer (r.a) gibi, Medine imamı da
ayetlerin anlamını düşünürken ağlamaktan devam edemez olur kıraate.
Böyle bir atmosferde binlerce insanın gözyaşı sel olup akar…
Dökülen
gözyaşları, ardından tövbeyi getirir. Samimiyetle yapılan tövbeler
kalbi yumuşatarak en güzel kıvama getirir, ramazan ayı daha bir
güzelleşir. Temizlenmiş kalpler, güzel hasletleri ihlâsla yerine
getirmeye başlar. İnfak eder, gücü yettiğince sadakalar dağıtırlar.
Allah’ın yardımını dileyerek ve salihlere uyarak büyük mükâfatlar
kazanmak maksadıyla, gece namazına erişenlerden olurlar. Gecenin son
demleri yaklaştığında “Lebbeyk!” nidalarının yankılandığı bilinciyle,
tüm isteklerini bildirirler Yaratan’a. Ardından yeni bir orucun
habercisi olan sahur karşılanır. İşte Medine’de yaşanan bir oruç günü
böylece sona erer...
Mübarek ramazanı Medineli Müslümanlar gibi
biz de en güzel şekilde karşılamaya çalışalım. “Bu ramazan da böyle
geçti, gitti” diyenlerden olmayalım. Bu kutlu ay ne kadar özenle
karşılanır ve ağırlanırsa, o kadar haz verir insana ve kazancı da o
oranda çok olur. Bunu sağlamak, böyle bir ortam oluşturmak bizim
elimizde. Kendimizden başlayarak, ailemize, yakın çevremize emr-i bil
marufla (iyiliği emretmekle) güzellikleri çoğaltmalıdır. Zira ramazanın
şenlenip süslenmesi, insanların güzelleşmesine bağlıdır. Mesela gece
sahura kalkerken varsa küçük aile bireyini de sofraya dahil etmek, minik
kalplerdeki manevi temellerin atılmasına vesile olabilir. Yahut
karşılaşıldığında selam dahi verilmeyen komşuları iftara davet etmek,
kalplerin yumuşayıp birbirine ısınmasını sağlayabilir.
Ramazan
insanlar arasındaki kopmuş bağları onarmak ve yeni bağlar kurmak için de
bir fırsattır. Yeter ki kalplerde yankı bulsun ramazan sedaları.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder