Kimi
zaman işlerimizi, alışkanlık haline getirdiğimizden olacak ki, alelade
yaparız. Ve bunların içine ibadetlerimizi de dahil ettiğimiz olur. Ancak
şunu unutmamak gerekir ki, ibadetler, bizlerin Allah’a kulluğumuzu
gösteren en önemli fiillerdir. O’na yaklaşmak için vesilelerdir. Bu
itibarla ibadetleri, alışageldiğimiz adetler gibi değil ayrı bir ihtimam
ile yapmamız gerekir. Özellikle namazı mümkün olduğu kadar itidal üzere
kılmalı, acele etmekten sakınmalıyız. Çünkü acele ederek rükünlerini
tam yerine getirmemek, tazîme ve adaba aykırıdır. Namaz müminin miracı,
Rasulullah’ın (s.a.v) tabiriyle “göz nuru”, kalp ve ruhunun sürûrudur.
İnsanın, Allah’a en yakın olduğu böyle bir ibadet halini bir yük kabul
edip onu acele ile adap ve erkanına tam dikkat etmeden bir an evvel
bitirmeye çalışması, namazın manasını anlamaması, manevi ve ruhani
zevkine erememesi demektir.
Namazınız sizden şikayetçi olabilir
Bir
hadisi şerifte şöyle buyrulur: “İnsan namazını güzelce kılar, rüku ve
secdelerini tam ve itidal üzere yaparsa namaz ona şöyle der: ‘Sen beni
nasıl koruduysan Allah da seni korusun.’ Şayet namazı kötü kılar, rüku
ve secdelerini eksik ve noksan yaparsa, bu sefer şöyle der: ‘Sen beni
nasıl zayi ettin ise Allah da seni öyle yapsın.” Diğer bir hadisi
şerifte ise, namazda huzur ve huşû’a kavuşma, tadil-i erkana riayet
hususunda şu ölçü nazara verilir: “Sizden biriniz namaz kıldığı zaman
veda eder gibi (yani kıldığı o namaz sanki son namazı imiş, bir daha
namaz kılmaya ömrü yetmeyecekmiş gibi, tadil-i erkanına riayet ederek)
kılsın.” Müslüman, namazını bu duygu içinde kılarsa, kolayca tadil-i
erkana riayet edebilir. Kıldığı o namazdan büyük bir huzur duyar, manevi
feyz alır.
Namaz hırsızı olmayın
Namazı eksik ve
bilgisiz kılan, tadil-i erkana riayet etmeyen kimselere namaz hırsızı
denmektedir. Bunlar, farzına, vacibine riayet etmeden acele ile
kıldıkları namazlarının ucundan bucağından hırsızlık yapmış
sayılmaktadırlar. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: “Bir gün Rasulullah
(s.a.v) sahabelere, “Size namaz hırsızından haber vereyim mi?”
buyurdular. Sahabeler “Ey Allah’ın Rasulü, kişi namazdan nasıl çalar?”
diye hayretle sordular. Rasulullah (s.a.v) “Kişi, kıldığı namazın rüku
ve secdelerini noksan yaptığı takdirde namazının hırsızı olmuştur”
buyurdular.
Namazını üç kez tekrar etti
Yine Ebu
Hüreyre (r.a) anlatıyor: Bir adam mescide gelip rüku ve secdelerinde
tadil-i erkana riayet etmeden bir namaz kıldı. Nebi (s.a.v) de onu
gözetliyordu. Adam namazını bitirip geldi, selam verdi. Rasulullah
(s.a.v) adamın selamını aldı ve “Git tekrar kıl, çünkü sen namaz
kılmadın” buyurdu. Adam gidip tekrar kıldı. Rasulullah (s.a.v) tadil-i
erkana riayet etmediği için onu üç defa geri çevirdi. Bunun üzerine o
adam “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, bundan
daha iyisini yapamıyorum, bana öğret, ya Rasulullah” dedi. Rasulullah
(s.a.v) bu adama namazı şu şekilde kılmasını tavsiye etti: “Namaza
kalktığın zaman, güzelce abdest al, sonra kıbleye dön ve tekbir al.
Kur’an’dan bildiğin sonra kolayına gelen bir yeri oku. Sonra rüku et ve
azaların yatışıncaya kadar rükuda kal. Sonra başını kaldırarak iyice
doğrul! Ardından secdeye git ve azaların yatışıncaya kadar secde halinde
kal. Sonra başını kaldır ve azaların yatışıncaya kadar otur! Sonra
tekrar secdeye git ve azaların yatışıncaya kadar secde hakinde kal. Bunu
bütün namazlarda aynen böyle yap.”
Tadil-i erkana riayet etmek,
iç huzurun yani namazın ne denli huşu ve edep içerisinde, Allah
korkusuyla ifa edildiğinin göstergesidir. Bu ikisi birbirini
tamamlayıcıdır. Zahiren edebine uygun yapılmayan ibadetlerin batının
sıhhatli olması beklenemez. Peki bu açıdan bakıldığında namazla ilgili
dikkat etmemiz gereken noktalar nelerdir?
Öncelikle bilmemiz
gereken şey şu: Namazın, altısı namaz dışında, altısı da namaz içinde
olmak üzere on iki farzı bulunur. Bu farzlardan namazın içinde olanlara
aynı zamanda “rükün” da denilir. “Rükün”e namazın üzerine bina edildiği
ana gövde diyebiliriz. Bir binanın temel, sütun ve direkleri sağlamsa
bina sağlamdır; çürükse bina da çürüktür ve her an yıkılmaya hazırdır.
Namazın farz olan rükünleri de binanın üzerine kurulduğu ana sütunlara
benzer; bu rükünlerin sağlam olması, namazın sıhhatinin şartlarındandır.
Birisinin düzgün olmaması namazın sıhhatine engel olur. Mesela namazda
iftitah (başlangıç) tekbiri, kıyam, kıraat, rüku, secde ve teşehhüt
miktarı oturmak farz olduğundan, bunların birinin eksik olması halinde
namaz sahih olmaz.
Bu anlamda tadil-i erkanda; namazın
rükünlerini rükün yapan temel davranışlardır. Bir başka ifadeyle namazın
hakkını vererek kılmaktır. Namazda huşu ile tadil-i erkan arasında bir
bağlantı vardır. Tadil-i erkan, namazı adap ve erkanına uygun bir
biçimde; kıyam, rüku, secde, kavme, kaade gibi hareketlerin ve kıraat
gibi okumalar ve duaların hakkını tam vererek kılmaktır. Tadil-i erkan,
Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre vacip ise de İmam Ebu Yusuf’a göre
farzdır. Yine tadil-i erkan Şafii mezhebince farzdır. Fıkıh alimleri
tadil-i erkan deyimi ile, kılınan namazın şekil ve görünüş itibariyle
eksiksiz ve olmasını kastederler. Bu durumda tadil-i erkanı da namazın
ana çatısının içinde saymalı ve namazda tadil-i erkana riayet etmelidir.
Namazda tadil-i erkandan sayılan davranışlar özetle şöyledir:
1.
Kıyamda dimdik durmak, sallanmamak, sağa sola eğilmemek. 2. Rükuda başı
ve sırtı bir hizada dümdüz tutmak, dizleri kırmamak, avuçlar ile diz
kapaklarını kavramak, kolları vücuda yapıştırmamak. Kadınlar, az
eğilirler, ellerini kapalı olarak dizlerinin üzerine koyarlar. 3. Rükuda
en az bir defa “sübhanerabbiye`l-azîm” diyecek kadar beklemek (3 defa
söylemek sünnettir.) 4. Rükudan kalktıktan sonra belini iyice doğrultmak
ve burada “sübhanallah” diyecek kadar beklemek. 5. Secdede alınla
beraber burnu da yere koymak, kolları vücuda ve yere yapıştırmamak.
Kadınlar kollarını vücutlarına ve yere yapışık koyarlar. Karınlarını da
uylukları üzerine koyarlar. 6. Secdede en az bir kere
“sübhanerabbiye`l-a`la” diyecek kadar beklemek (3 defa söylemek
sünnettir.) 7. İki secdeyi birbiri ardınca yapmak ancak iki secde
arasında “sübhanallah” diyecek kadar beklemek. Rasulullah Efendimiz
(s.a.v) bir hadisi şerifte, “Sizden biri, rüku ve secdelerde belini (tam
olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz” buyurur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder