Gül
bahçelerinin güzelliği ve mücevherleriyle ünlü Horasan şehrinin adil
bir valisi vardır. Vali halkına hizmet etmeyi kendine büyük bir nimet
bilmektedir. Ancak bu güzel diyarda son günlerde hırsızlık olayları
sıkça görülür. Vali bu konuda titiz davranarak askerlerini çoğunu bu
olay için görevlendirir. Askerler kısa sürede hırsızları yakalar. Yalnız
hırsızlardan biri bir yolunu bulup kaçar. Horasanın dört bir tarafını
aramalarına rağmen bir türlü bulunamaz.
Arama çalışmalarının
hızla sürdüğü dönemde bir demircinin yolu Horasan diyarına düşer.
Alışverişini ve bütün ihtiyaçlarını giderdikten sonra demirci evine
dönmek için yola koyulur. Kaçan hırsızı bulmak için geceleri harıl harıl
çalışan askerler demirciyi görürler. Onu kaçan hırsız zannederek
yakalarlar. Diğer hırsızlarla birlikte valinin huzuruna çıkarırlar. Vali
demircinin bir an önce hapsedilmesini ve cezasının verilmesini söyler.
Demirci
başına gelen bu durumdan dolayı çok üzülür. Ama hiç kimseyi de hırsız
olmadığına inandıramaz. Ne askerler ne de vali onun sözlerine kıymet
verir. Biçare demirci hapishanede abdest alıp namazla Rabbine yönelir.
Gece boyu namaz kılıp dua eder. Allah’tan (c.c) namaz ile yardım diler.
Her Namazının ardından; “Ya Rabbi! Günahım olmadığını, ancak sen
biliyorsun. Beni bu zindandan, ancak sen kurtarırsın” diye gözyaşları
içinde yakarır.
Horasan’ın adil valisi o gece bir rüya görür.
Dört kuvvetli kimse gelip, tahtını tersine çevirecekleri vakit uyanır.
Vali rüyasından tedirgin olur. “Yanlış bir iş mi yaptım?” diye kara kara
düşünür. O da kalkar güzel bir abdest alarak iki rekât namaz kılar.
Namaz ile Allah’tan yardım diler. Daha sonra tekrar uyur. Yine rüyasında
dört adamın gelerek tahtını yıkmak üzere olduğunu görür. Vali gece boyu
uykusuz kalır. Bunca halkın kendisine emanet olduğunu düşünerek
“Kusurum mu var?” diye gönlüne bir tasa düşer. Bir mazlumun ahını
almaktan Allah’a sığınır. Yüreği Allah korkusundan titrediği bir anda
bir şairin mısraları gelir aklına. Hece hece dökülür kalbinden diline;
Binlerce top ve tüfek, yapamaz asla,
Gözyaşının seher vakti yaptığını.
Düşman kaçıran süngüleri, çok defa,
Toz gibi yapar, bir müminin duası.
Vali
sabah olur olmaz hapishane muhafızını çağırır. Hapishanede bir mazlum
kalmış mı, diye araştırılmasını ister. Muhafız bunu bilemeyeceğini
yalnız yeni hapse giren birinin durmadan namaz kılıp dua ettiğini
söyler. “Öyle dua ediyor ki gözyaşları oluk oluk dökülüyor” der.
Vali
o mahkumun hemen yanına getirilmesini ister. Karşısında demirciyi
görünce halini hatırını sorar. Bir müddet sohbet ederler. Vali böylece
demircinin durumunu anlar. Yanlış bir karar vermekten dolayı da ondan
özür diler. Ayrıca ona bin gümüş hediye verir ve şöyle der: “Herhangi
bir arzun olunca bana gel!” Demirci ise “Hakkımı helâl ettim ve hediyeni
kabul ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeğe gelemem” der. Vali
“Niçin?” deyince! Demirci
“Benim gibi bir fakir için, senin gibi
bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da,
ihtiyacımı başkasına götürmem kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra
ettiğim dualarla, beni sıkıntıdan kurtaran Rabbimi bırakıp da başkasına
el acar mıyım hiç? Benim Rabbim nihayeti olmayan rahmet hazinesinin
kapısını açmış, sonsuz ikram sofrasını herkes için kurmuştur. Kim ondan
bir şey istedi de, vermedi? İstemesini bilmezsen alamazsın. Huzuruna
edeb ile varmazsan rahmetine kavuşamazsın” der…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder